MİRAS PAYLAŞMA (TAKSİM) SÖZLEŞMESİ (TMK m. 676) – Kapsamlı Bir İnceleme

Miras paylaşım (taksim) sözleşmesi

MİRAS PAYLAŞMA (TAKSİM) SÖZLEŞMESİ (TMK m. 676) – Kapsamlı Bir İnceleme

I. GİRİŞ

Türk Medeni Hukuku sistematiğinde miras, mirasbırakanın (murisin) ölümü anında, başkaca hiçbir idari, fiilî veya hukuki işleme gerek kalmaksızın “külli halefiyet” ilkesi gereğince ve kendiliğinden (ipso iure) mirasçılara intikal eder. Bir gerçek kişinin vefatı anında, onun malvarlığına dair haklarının ve borçlarının bir bütün hâlinde yasal ve atanmış mirasçılarına geçmesini ifade eden bu prensip (TMK m. 599/1), mülkiyet hukukunda çok özel ve nevi şahsına münhasır bir rejimin doğmasına sebebiyet verir. Vefat anında birden fazla mirasçının bulunması hâlinde, terekeye dâhil tüm aktif ve pasif değerler üzerinde kanundan doğan zorunlu ve geçici bir miras ortaklığı teşekkül eder. (TMK m. 640)

Roma Hukuku menşeli paylı (müşterek) mülkiyet rejiminden tamamen farklı olarak, Cermen Hukuku kökenli elbirliği (iştirak hâlinde) mülkiyeti esasına dayanan bu yapıda; mirasçıların tereke malları üzerinde bağımsız, somutlaştırılmış veya belirli payları bulunmamaktadır. Elbirliği mülkiyeti rejiminin en temel hukuki karakteristiği, ortakların eşya üzerinde maddi veya ideal paylara sahip olmamalarıdır. Her bir mirasçının hakkı, terekenin bütünü üzerinde ve diğer tüm mirasçıların haklarıyla iç içe geçmiş, ayrılmaz ve yaygın (şamil) bir şekilde varlığını sürdürür.

Hukuki işlem güvenliğini ve terekenin bütünlüğünü korumayı amaçlayan bu katı hukuki statü, terekedeki malvarlığı değerleri (ev, arsa, araç, şirket hissesi vb.) üzerindeki tasarruf işlemlerinde kural olarak tüm mirasçıların oybirliği ile hareket etmesini emreder (TMK m. 702/2). Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin istikrarlı içtihatlarında (örneğin E. 2016/14323, K. 2020/66) da açıkça vurgulandığı üzere, yasa veya sözleşmede aksi belirtilmedikçe tasfiye dışındaki tüm işlemlerde ortakların oybirliği zorunludur. Ne var ki, sosyolojik gerçeklikler ve aile içi dinamikler göz önüne alındığında, tek bir mirasçının dahi muhalefeti, tereke mallarının kilitlenmesine, ekonomik değerini yitirerek âtıl kalmasına ve ekonomik döngüden çıkmasına yol açan bir “kördüğüme” dönüşmektedir.

Kanun koyucu, mirasçıları kendi iradeleri dışında dâhil edildikleri bu hantal ortaklık ilişkisini ilelebet idame ettirmekle yükümlü kılmamış; hukuk düzeninin doğası gereği geçici ve tasfiyeye mahkûm olan miras ortaklığının sona erdirilerek aktif değerlerin mirasçılar arasında paylaştırılmasını, mülkiyetin bireyselleşmesini her fırsatta teşvik etmiştir. Bu hayati tasfiye sürecinin en yaygın, en pratik ve rızai görünümünü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 676. maddesinde düzenlenen “Miras Paylaşma (Taksim) Sözleşmesi” oluşturur. Bu müessese, mirasçıları elbirliği mülkiyetinin katı kurallarından kurtararak onlara ferdî (bireysel) mülkiyet veya paylı mülkiyet sağlayan, terekenin akıbetini tayin eden temel bir köprü işlevi görmektedir.

Geçici nitelikteki miras ortaklığının tasfiyesi, hukuk uygulamasında temelde iki ana usulle gerçekleştirilir. Mirasçıların kendi aralarında mutabakata varamamaları hâlinde, içlerinden birinin açacağı ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası neticesinde hâkim müdahalesiyle malların icra yoluyla satılarak paraya çevrilmesi şeklinde gerçekleşen tasfiye, yargısal (kazaî) paylaşmadır. Buna karşılık, mirasçıların serbest iradeleriyle, devlet veya yargı müdahalesi olmaksızın, terekenin tamamı veya belirli bir kısmı üzerinde karşılıklı mutabakata varmaları ise iradi (sözleşmesel) paylaşmadır.

Türk Medeni Kanunu’nun “Miras Hukuku” başlıklı Üçüncü Kitabı, iradi paylaşım sözleşmelerini kurulma anına, amacına ve muhataplarına göre kesin sınırlarla birbirinden ayırmıştır. Bu çalışmanın temel gayesi; iradî paylaşımın en tipik görünümünü oluşturan Miras Paylaşma Sözleşmesi’ni (TMK m. 676) sadece maddî hukuk boyutuyla değil, usul hukuku ve yargılama pratiği ekseninde bütüncül bir yaklaşımla incelemektir. İncelemenin asıl odak noktası, mirasın açılmasından sonra akdedilen miras paylaşım sözleşmesi olmakla birlikte; mirasın açılmasından sonra akdedilen miras payının devri sözleşmeleri (TMK m. 677) ile muris henüz hayattayken muhtemel miras hakkı üzerine kurulan devir sözleşmeleri (TMK m. 678) de mukayeseli olarak ele alınacaktır.

II. MİRAS ORTAKLIĞI: HUKUKÎ MAHİYETİ, ŞARTLARI VE SONA ERMESİ

A. Miras Ortaklığının Tanımı ve Hukuki Temeli

Miras, murisin ölümüyle açılır (TMK m. 575) ve külli halefiyet ilkesi gereği terekedeki tüm hak ve borçlar mirasçılara kendiliğinden geçer (TMK m. 599/1). Birden çok mirasçı varsa, tereke paylaşılana kadar mirasçılar arasında kanundan doğan geçici bir miras ortaklığı oluşur (TMK m. 640/1). Bu ortaklık, tereke üzerinde elbirliği (iştirak) mülkiyeti rejimini meydana getirir. Ortaklığın tüzel kişiliği yoktur; hak sahipliği doğrudan mirasçılara aittir ve her mirasçının hakkı terekenin tamamına yaygındır.

B. Miras Ortaklığının Kurulma Şartları

Bir miras ortaklığından söz edilebilmesi için üç temel unsurun kümülatif olarak gerçekleşmesi şarttır:

  • Mirasbırakanın Ölümü: Ölüm, gaiplik veya ölüm karinesi gerçekleşmiş olmalıdır. (TMK m. 575)
  • Birden Çok Mirasçı:En az iki ehil yasal veya atanmış mirasçı bulunmalıdır. Tek mirasçıda ortaklık kurulmaz.
  • Terekede Aktif Değer Bulunması:İntikale elverişli malvarlığı değerleri mevcut olmalıdır (kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar hariç).

C. Hukuki Niteliği ve Özellikleri

  • Geçici ve Kanuni Bir Kurumdur: Mirasçıların iradesi dışında kanunla kurulur ve paylaştırmaya kadar sürer, sona erince bireysel mülkiyete geçiş sağlanır.
  • Elbirliği Mülkiyeti Esastır: Mirasçıların belirli payları yoktur, yönetim ve tasarruf işlemleri kural olarak oybirliği ile yapılır (TMK m. 702/2). Önemli istisna: Acil durumlarda bir mirasçı terekeyi koruyucu davaları tek başına açabilir (TMK m. 640/4). Uyuşmazlıkta mahkemeden terekeye temsilci atanması istenebilir (m. 640/3).
  • Taraf Ehliyeti Yoktur: Dava açmak için tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi, muvafakat vermesi veya temsilci atanması şarttır; aksi halde dava aktif husumet yokluğundan reddedilir (Yargıtay kararları bu yöndedir).

Ç. Miras Ortaklığının Sona Erme Halleri

Geçici nitelikteki miras ortaklığı, hukuken çeşitli yollarla tasfiye edilebilir veya dönüştürülebilir:

  • Mirasın Tamamen Paylaşılması:Paylaşma sözleşmesi veya paylaşma davası ile son bulur. Her mirasçı kural olarak her zaman paylaşma talep edebilir.
  • Paylı Mülkiyete Dönüştürme:Mirasçılar anlaşarak veya mahkeme kararıyla elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete çevirebilir (TMK m. 644). Kadastro Kanunu Ek m.3 ile tapuda idari yoldan da bu dönüşüm mümkündür. İdarî ve adlî yollar arasında seçimlik hakkı mirasçılara aittir.
  • Kat Mülkiyetine Geçiş:Kat Mülkiyeti Kanunu m. 10/6 hükümlerine elverişli, taşınmazlarda mirasçı, kat mülkiyeti kurulmasını dava yoluyla talep edebilir.
  • Aktif Değer Kalmaması:Terekedeki tüm malların elden çıkması veya borçlar için kullanılmasıyla ortaklık konusuz kalır ve sona erer.
  • Başka Bir Ortaklığa Dönüştürme:Tüm mirasçıların oybirliğiyle miras ortaklığı, adi veya ticaret şirketi gibi farklı bir statüye dönüştürülebilir.

III. MİRAS PAYLAŞIM SÖZLEŞMELERİNİN SİSTEMATİĞİ

A. Genel Çerçeve

TMK m. 642 uyarınca her mirasçı, miras ortaklığının yol açabileceği ekonomik ve sosyal sorunları önlemek amacıyla her zaman paylaşma talep edebilir. Sürece iradîlik ve paylaşma serbestisi hâkimdir; mirasçılar paylaşmanın şeklini, oranlarını ve zamanını serbestçe belirler. Anlaşma olmazsa, izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davasıyla mahkeme eliyle paylaşma yapılır; bu durum genellikle malların icra yoluyla satılarak paraya çevrilmesi gibi ekonomik kayıplara yol açar.

MK m. 676–678, miras paylaşım sözleşmelerini kurulma anına göre ikiye ayırır: mirasın açılmasından önce ve sonra yapılanlar. Her ikisinin kurucu unsurları ve şekil şartları birbirinden tamamen farklıdır.

B. Mirasın Açılmasından Önce Yapılan Paylaşım Sözleşmeleri

  1. Mirasbırakan Tarafından Yapılan İşlemler: Muris, ölüme bağlı tasarrufla (vasiyetname veya miras sözleşmesi) paylaştırma kuralları koyabilir. Belirli malın belirli mirasçıya özgülenmesi (muayyen mal tahsisi), pay oranlarının belirlenmesi, mirasçı atama ve mirastan feragat bu kapsamdadır. Sıkı şekil şartlarına tabidir ve saklı paylı mirasçıların mahfuz hisseleri sınır oluşturur; ihlal hâlinde tenkis davası açılabilir.
  2. Mirasbırakanın Katılımı veya İzniyle Yapılan Sözleşmeler (TMK m. 678): Muhtemel mirasçının, gelecekteki miras beklentisi üzerinde diğer mirasçılar veya üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmeler, “ölüm beklentisi üzerinden ticaret” riski taşır. Kanun koyucu bu riski önlemek için geçerliliği mirasbırakanın bizzat katılması veya açık izin vermesi şartına bağlamıştır. Murisin katılımı olmaksızın yapılan sözleşme kesin hükümsüzdür (butlan). Bu durumda tarafların verdiği edimler, ancak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre on yıllık zamanaşımı süresi içinde talep edilebilir (TMK m. 678/2). Murisin katılımı onu sözleşmenin tarafı yapmaz; yalnızca geçerlilik şartıdır. Şekil konusunda kanunda açıklık yoktur ancak ağırlıklı görüş şöyledir: Sözleşme yalnızca muhtemel mirasçılar arasında yapılıyorsa adî yazılı şekil yeterli; muhtemel miras hakkı üçüncü kişiye devrediliyorsa noterlikçe düzenleme (resmî şekil) şarttır.

C. Mirasın Açılmasından Sonra Yapılan Paylaşım Sözleşmeleri

  1. Miras Paylaşım (Taksim) Sözleşmeleri (TMK m. 676): Terekeyi fiilen ve hukuken mirasçılara özgüleyerek elbirliği mülkiyetini tamamen sona erdiren, malları ferdîleştiren asıl tasfiye sözleşmesidir. (Çalışmanın konusu budur.)
  2. Açılmış Miras Payının Devri Sözleşmeleri (TMK m. 677): Ortaklık henüz tasfiye edilmeden, bir mirasçının terekedeki soyut payını (malvarlığı beklentisini) devretmesidir. Bu işlem miras ortaklığını sona erdirmez. Şekil şartı devralanın kimliğine göre değişir:
  • Mirasçılar arasında devir:Adî yazılı şekil yeterlidir (taşınmaz olsa dahi).
  • Üçüncü kişiye devir:Noterlikçe düzenleme (resmî) şeklinde yapılması zorunludur. Devralan üçüncü kişi, “mirasçı” sıfatı kazanamaz ancak paylaşma tamamlandığında devreden mirasçıya düşecek malın kendisine verilmesini talep edebilir; mirasın idaresine karışamaz.

IV. MİRAS PAYLAŞMA (TAKSİM) SÖZLEŞMESİ (TMK m. 676)

A. Tanım ve Hukukî Nitelik

Miras paylaşma sözleşmesi, tüm mirasçıların terekedeki elbirliği ortaklığını sona erdirmek üzere, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki haklarını karşılıklı olarak belirledikleri, bölüştürdükleri ve devrini sağladıkları, kanunun belirlediği şekle tabi bir sözleşmedir.

TMK m. 676’nın düzenlemesi şu şekildedir:

Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar.

Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler.

Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Kanun koyucu “Paylaşma Sözleşmesi” başlığı altında iradi tasfiyeyi düzenlerken; maddenin lafzı dikkatle incelendiğinde, mirasın tasfiyesi için tek boyutlu bir mekanizma öngörmediği görülür. TMK m. 676’da, mirasçılara bu aşamada terekeyi tasfiye edebilmeleri için iki farklı alternatif mekanizma sunulmuştur: Elden miras paylaşımı (fiilî taksim) ve yazılı miras paylaşım sözleşmesi. Bu iki kurum, şekil şartları, ifa zamanları ve kapsamları bakımından birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaktadır.

B. Birinci Tür: Elden Paylaşma (Fiili / Aynen Taksim)

Maddenin ilk cümlesinde yer alan “Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması…” ibaresi, “Elden Paylaşma” veya “Fiili Taksim” müessesesidir. Elden paylaşma, terekede bulunan malların fiziki olarak mirasçılar arasında bölüştürülmesi ve her bir mirasçının kendi payına düşen malın zilyetliğini (kullanım ve fiilî hâkimiyetini) eylemli olarak devralması suretiyle gerçekleşir.

Elden paylaşma müessesesi, karmaşık bürokratik süreçlere girmeden terekenin hızlı bir biçimde tasfiye edilmesini amaçlayan pratik bir yoldur. Bu sözleşme ile mirasçılar, elbirliği mülkiyetini doğrudan ferdî mülkiyete dönüştürürler.

1. Hukukî Niteliği ve Kuruluşu

Elden paylaşma (taksim-i fiilî), özellikle tapuya ve resmî sicillere kayıtlı olmayan menkul mallar, ev eşyaları, ziynet eşyaları ve nakit para gibi unsurların paylaşımında etkilidir. Hukukî doğası gereği elden paylaşma, borçlandırıcı bir sözleşme olmanın ötesinde, doğrudan mülkiyet hakkının naklini hedefleyen bir tasarruf işlemi karakteri taşır ve sözleşmenin kurulması ile ifası, anında ve eşzamanlı olarak gerçekleşir.

Elden taksim, özü itibarıyla maddî bir vakıadır (maddî fiil). Zilyetlik olgusu ve fiilî paylaştırma maddî olaylardan sayıldığı için, bunların varlığı her türlü delille kanıtlanabilir. Bu durumda, yani mirasçıların tereke mallarını kendi aralarında fiilen bölüştürüp zilyetliklerini devraldıkları hâllerde, TMK m. 676’da öngörülen yazılı paylaşma sözleşmesi yapılması koşulu aranmaz. Fiilî taksimin ispatı için tanık dâhil her türlü yasal delile başvurulabilir.

Elden paylaşmanın hukuken geçerli olarak kurulabilmesi için kanun koyucu herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Hatta bu paylaşım zımni (örtülü) bir biçimde dahi kurulabilir. Örneğin, terekedeki banka hesaplarında bulunan nakit paranın mirasçılardan biri tarafından çekilerek diğer mirasçıların hesaplarına miras payları oranında gönderilmesi ve diğer mirasçıların bu parayı uzun süre itiraz etmeksizin kullanmaları, yazılı bir belge olmasa dahi eylemli olarak zımni bir elden paylaşmanın kurulduğuna karine teşkil eder.

Ancak şekilsizlik, bu işlemin her türlü malvarlığı değerine kayıtsız şartsız uygulanabileceği anlamına gelmez. Elden paylaşmanın temel karakteristiği, sözleşmenin taahhüt (borçlandırıcı işlem) aşaması ile tasarruf (ifa/teslim) aşamasının aynı anda, birleşik olarak gerçekleşmesidir. Mirasçıların salt sözlü olarak anlaşmaları elden paylaşımın tamamlandığını göstermez; terekede bulunan unsurların, anlaşılan paylar oranında mirasçıların bireysel mülkiyetine veya fiilî hâkimiyetine geçmiş olması mutlak bir gerekliliktir.

Bu yapısı dikkate alındığında elden paylaşma, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 289’da düzenlenen “elden bağışlama” kurumu ile dogmatik ve pratik düzeyde büyük bir paralellik arz eder. Nasıl ki elden bağışlamada zilyetliğin teslimi ile sözleşme vücut buluyorsa, elden paylaşmada da aynı süreç işlemektedir.

2. Mal Türlerine Göre Elden Paylaşımın Mekanizması

Terekedeki mal ve hakların türlerine göre “elden paylaşım”ın mekanizması şu şekilde farklılaşır:

a. Taşınır Mallar Bakımından: Söz konusu eşyanın zilyetliğinin mirasçıya devredilmesi (teslimi) fiilî paylaşımın tamamlanması için yeterlidir. Nakit para, döviz, hisse senetleri, ev eşyaları, antika mobilyalar, tablolar, kıymetli takılar ve ziynet eşyaları gibi taşınır (menkul) değerler, mirasçılar arasında fizikî olarak bölüştürülmeye en müsait malvarlığı unsurlarıdır.

b. Alacak Hakları Bakımından: Terekedeki bir alacağın mirasçılardan birine özgülenmesi, bu hakkın niteliği gereği yazılı bir temlik sözleşmesinin varlığını şart koşmaktadır.

c. Tapulu Taşınmazlar Bakımından: Tapu siciline kayıtlı olan taşınmazların haricî, sözlü veya yalnızca zilyetliğin devri (elden taksim) yoluyla paylaştırılması hukuken mümkün ve geçerli değildir. Tapulu taşınmazların mülkiyeti ve aynî hak durumu resmî sicil ile sıkı sıkıya bağlantılı olduğundan, fiilî bir kullanım paylaşımı yapılsa dahi bu durum aynî hak devri sonucunu doğurmaz ve paylı mülkiyete geçiş sağlamaz.

Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) 15.02.2023 tarihli, E. 2021/676, K. 2023/96 sayılı kararı ile sabit olduğu üzere; fiili taksim, tapulu taşınmazlarda dahi devasa sonuçlar doğurur. Her ne kadar bu karar doğrudan TMK m. 676’ya atıf yapmasa da, “fiili taksim” kavramının TMK m. 676’daki “payların oluşturulması ve fiilen alınması” ile aynı hukuki realiteyi yansıtması nedeniyle, karardan çıkan hükümler miras hukuku açısından da emsal teşkil edebilecektir:

    • Paydaşlar arasında fiili taksim bulunması hâlinde, paydaşlardan birinin kendi kullandığı yeri üçüncü kişiye satması durumunda, diğer paydaşın önalım hakkını kullanması TMK m. 2’deki dürüstlük kuralıile bağdaşmaz.
    • Fiili taksimin varlığından söz edilebilmesi için: taşınmazın paydaşlarca kendi aralarında fiilen taksim edilmiş olması, taşınmazın kullanılması ve davacının ve davalıya pay satan kişilerin taşınmazın belirli bir kısmını kullanması ve bu kullanıma karşı çıkmamış olması gerekli ve yeterlidir.
    • Cevap dilekçesi sunulmamış olması, fiili taksim savunmasını temyiz aşamasında ileri sürmesine engel teşkil etmez. Kötüniyet iddiası ve fiili taksim savunması, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.
    • Mahkeme, fiili taksim savunmasının varlığı hâlinde; taraf delillerini toplamak, mahallinde usulüne uygun keşif yapmak ve bilirkişilerden denetime elverişli kroki/harita eşliğinde rapor almak zorundadır.

Sonuç olarak, YHGK’nın 2021/676 E., 2023/96 K. sayılı kararı, fiili taksim kurumunun hem eşya hukuku (önalım davaları) hem de miras hukuku (TMK m. 676) bağlamında ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Kararın TMK m. 676 açısından taşıdığı en önemli mesajlar şunlardır:

    1. Fiili taksim, yazılı bir sözleşmeye dayanmasa dahi hukuken geçerli ve bağlayıcı sonuçlar doğurabilir.
    2. Dürüstlük kuralı (TMK m. 2), fiili taksim ilişkilerinde belirleyici bir rol oynar; bir tarafın uzun süre fiili paylaşıma uygun davranıp sonradan bu duruma aykırı talepte bulunması hakkın kötüye kullanılmasıdır.
    3. Fiili taksim iddiası, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkeme bu iddiayı araştırmakla yükümlüdür.
    4. İspat yükü, fiili taksimi iddia eden tarafa aittir; ancak bu ispat, yazılı bir belge ile sınırlı değildir; tanık, keşif, bilirkişi raporu gibi her türlü delille yapılabilir.

Bu ilkeler, mirasçılar arasında yapılan fiili taksim (elden paylaşma) işlemlerinin hukuki geçerliliğini ve bağlayıcılığını güçlendiren, aynı zamanda ahde vefa ilkesi ile dürüstlük kuralını miras hukukuna entegre eden önemli bir içtihat niteliğindedir.

ç. Tapusuz Taşınmazlar Bakımından: Tapuya kayıtlı olmayan (tapusuz) taşınmazların zilyetliğinin devredilmesi suretiyle elden paylaşılması hukuken geçerli kabul edilmektedir. Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre, niteliği gereği bir gayrimenkul olan ancak tapu siciline kayıtlı olmayan taşınmazlar taşınır hükümlerine tabi olduğu için, yazılı şekli zorunlu tutmayıp fiilî taksimi yeterli görmektedir.

3. Elden Paylaşmanın Hukukî Sonuçları ve İspatı

TMK m. 676/1’de yer alan “payların oluşturulması ve fiilen alınması” ibaresi, mirasçılar arasında sözlü veya zımnî olarak varılan mutabakatın, malların fiilen teslimi ile geçerli bir elden paylaşma sözleşmesine dönüştüğünü göstermektedir. Bu durumda, şekil eksikliği taşıyan taahhüt aşaması geride kalır ve doğrudan tasarruf işlemi tamamlanmış olur. Ortada artık geçersiz bir borçlandırıcı işlem değil, bizzat kanunun (TMK m. 676/1) geçerli saydığı bir elden paylaşma vardır.

Sebepsiz zenginleşme iddiası da burada mesnetsiz kalır; zira “payların fiilen alınması” bizzat kanunun öngördüğü haklı bir hukukî sebeptir (iusta causa). Fiilî devir anında elbirliği mülkiyeti biter ve ferdî mülkiyet başlar. Dolayısıyla terekedeki değerli bir vazoyu veya nakit parayı sözlü olarak anlaşıp fiilen kendi payına ayıran mirasçıya karşı, ileride diğer bir mirasçının “aramızda yazılı sözleşme yoktu, bunu bana veya terekeye geri ver” şeklinde açacağı bir iade (istihkak veya sebepsiz zenginleşme) davası hukuken dinlenemez. Mülkiyetin iktisabı kanunun öngördüğü özel bir yolla (elden paylaşma) eksiksiz olarak tamamlanmıştır.

C. İkinci Tür: Yazılı Miras Paylaşma (Taksim) Sözleşmesi

1. Tanım ve Hukukî Nitelik

Maddenin devamında yer alan “…veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar” ve TMK m. 676/3’teki “Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır” ibareleri, teknik anlamda “Yazılı Miras Taksim Sözleşmesi”ni ifade eder.

Mirasçılar, terekenin paylaşımında ifayı derhâl gerçekleştirmek yerine, kimin hangi malvarlığı değeri üzerinde ne oranda hak sahibi olacağını, paylaşımın usul ve esaslarını belirleyen bağlayıcı bir metin oluşturmak istediklerinde bu yola başvururlar. Bu sözleşme, malvarlığını bireysel parçalara ayıran tam (kesin) paylaşma şeklinde yapılabileceği gibi; TMK m. 676/2 uyarınca, malların üzerindeki elbirliği mülkiyetini sadece paylı (müşterek) mülkiyete çeviren bir “dönüştürücü sözleşme” niteliğinde de olabilir.

Yazılı sözleşme, bir tasarruf işlemi değil, mülkiyeti geçirme taahhüdü barındıran bir “borçlandırıcı işlemdir”. İmzalanmasıyla mülkiyet kendiliğinden geçmez; mirasçılara birbirlerinden ifayı (teslim veya tescili) talep etme hakkı (şahsi hak) verir. Elden paylaşmada görülen taahhüt ve tasarruf birliği, yazılı miras paylaşım sözleşmesinde yerini zaman bakımından bir ayrışmaya bırakır. Sözleşmenin imzalanması (taahhüt) ile malların fiilen devri veya tapuda tescili (tasarruf) farklı zamanlarda gerçekleşebilir.

2. Sözleşmenin Geçerlilik Şartları ve Ehliyet

Bir miras taksim sözleşmesinin hukuken geçerli sonuçlar doğurabilmesi, mahkemeler ile Tapu Sicil Müdürlükleri nezdinde işleme alınabilmesi için kanunun öngördüğü, yargısal içtihatlarla da çerçevesi katı bir şekilde çizilen dört temel şartı kümülatif olarak (birlikte) taşıması gerekmektedir:

a. Mirasbırakanın Vefat Etmiş Olması (Zaman Unsuru)

Miras hukuku kuralları, ancak mirasbırakanın ölümü anında işlemeye başlar. Mirasçıların hakları, murisin son nefesini vermesiyle doğar (TMK m. 575). Bu nedenle, bir miras taksim sözleşmesinin yapılabilmesi için murisin vefat etmiş olması mutlak bir geçerlilik şartıdır. Muris henüz hayattayken, mirasçıların müstakbel miras payları üzerinde kendi aralarında yapacakları anlaşmalar (murisin bizzat katılımı veya yazılı izni yoksa) TMK m. 678 uyarınca kesin hükümsüzdür (batıldır).

b. Adi Yazılı Şekil Şartı (Türk Eşya Hukukunda İstisna)

TMK m. 676/3 hükmü amirdir: “Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.” Buradaki şekil, Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 15) anlamında adi yazılı şekildir; yani metnin tüm taraflarca ıslak imza ile imzalanması yeterlidir.

Uygulamada en çok tereddüt duyulan konu budur. Bilindiği üzere, TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 hükümleri uyarınca, tapuya kayıtlı taşınmazların mülkiyetinin devri borcunu doğuran her türlü sözleşmenin mutlak surette resmî şekilde yapılması zorunludur. Ancak miras paylaşma sözleşmesi, bu mutlak emredici kuralı delen en önemli hukukî enstrümandır.

Bu istisnanın hukukî temeli, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun (YİBBGK) 10.12.1952 tarihli, E. 1950/2, K. 1952/4 sayılı emsal kararına dayanmaktadır. Kararda, “…Miras dâhil gayrimenkullerin taksimi hakkında mirasçılar arasında yapılacak sözleşmenin muteber olması için yalnız yazılı olması kâfi olup bu akdin ayrıca Tapu Memuru huzurunda resmî senede bağlanması mecburiyeti olmadığına” hükmedilmiştir.

Bu karar, YİBBGK’nın 26.11.1980 tarihli, E. 1980/5, K. 1980/3 sayılı kararı ile 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra da teyit edilmiş, adî yazılı taksim sözleşmelerinin geçerliliğini koruduğu kesinleşmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.02.2011 tarihli, E. 2010/14-618, K. 2011/10 sayılı kararında da bu husus yinelenmiş, sözleşmenin kapsamında taşınmaz bulunmasının adî yazılı şekil kuralını değiştirmeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır: “…Miras taksim sözleşmesi, Medenî Kanun’un 676. maddesinde özel olarak düzenlenmiş olup, bu sözleşmenin geçerliliği adî yazılı şekle tabidir. Kapsamında taşınmaz bulunması, sözleşmenin şeklini değiştirmez; aksi düşünce, kanunun açık hükmüne aykırıdır…”

Okuma yazma bilmeyen mirasçıların durumu ise şekil şartının en sıkı uygulandığı alandır. Parmak izi veya mührün HMK ve Noterlik Kanunu usullerine uygun şekilde onaylanmamış olması hâlinde sözleşme geçersizdir (Yargıtay 8. HD., 09.06.2021 T., E. 2021/122, K. 2021/4895).

c. Tüm Mirasçıların Sözleşmeye Katılımı (Zorunlu İştirak)

Elbirliği mülkiyetinin doğası gereği, terekedeki malvarlıkları üzerinde her bir mirasçının yaygın ve bölünmez bir hakkı vardır. Bu sebeple, sözleşmenin en kritik geçerlilik şartı, tereke üzerinde külli halef sıfatıyla hak sahibi olan yasal ve atanmış mirasçıların (TMK m. 516 ) tamamının sözleşmeye bizzat veya özel yetkili vekilleri aracılığıyla taraf olarak katılmasıdır. Tek bir yasal veya atanmış mirasçının bile imzasının eksik olması durumunda, ortada kısmi bir geçersizlik değil, sözleşmenin tamamını kapsayan mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) söz konusu olur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.05.2013 tarihli (E. 2012/6-1512, K. 2013/704) kararında; tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenmeyen sözleşmenin iptali gerektiği, bu hâlde davanın esasına girilemeyeceği kesin bir şekilde içtihat edilmiştir.

Vasiyet alacaklıları (kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kişiler), külli halef olmadıkları, sadece belirli bir malın verilmesini talep hakkına sahip şahsî alacaklılar oldukları için, miras paylaşma sözleşmesinin tarafı değildirler. Onların hakkı, paylaşma sözleşmesinden bağımsız olarak, mirasçılardan kendilerine vasiyet edilen malın teslimini istemekten ibarettir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin istikrarlı uygulaması da bu yöndedir: “…Vasiyet alacaklısı mirasçı sıfatını haiz olmadığından miras paylaşma sözleşmesinin tarafı olamaz; onun hakkı, vasiyet borçlusu mirasçıdan şahsî talep hakkına dayanmaktadır…” (Yargıtay 14. HD., E. 2016/1372, K. 2018/1253, T. 26.02.2018).

ç. Ehliyet, Temsil Kayyımı ve Menfaat Çatışması

Miras taksim sözleşmesinin tarafı olabilmek, hukukî işlem ehliyetinin tam olmasını gerektirir.

  • Tam Ehliyetliler:Ayırt etme gücüne sahip, ergin (reşit) ve kısıtlı olmayan her mirasçı, sözleşmeyi bizzat imzalayabilir.
  • Tam Ehliyetsizler (Ayırt Etme Gücünden Yoksunlar):Bu kişiler adına sözleşmeyi, TMK m. 448 vd. hükümlerine göre vasileri imzalar. Vasinin, TMK m. 462/9 ve 463/4 hükümleri gereğince, miras paylaşma sözleşmesi yapabilmesi için sulh hukuk mahkemesinden izin alması zorunludur. Aksi takdirde sözleşme kesin hükümsüzdür.
  • Sınırlı Ehliyetsizler (Ayırt Etme Gücüne Sahip Küçükler veya Kısıtlılar):Velayet altındaki küçükler adına velileri (ana ve baba birlikte), vesayet altındaki kısıtlılar adına ise vasileri sözleşmeyi imzalar. Bu temsilcilerin de sözleşmeyi imzalayabilmesi için sulh hukuk mahkemesinin izni şarttır.

Vesayet altındaki kişi adına miras taksim (paylaşım) sözleşmesi imzalanabilmesi için hem TMK m. 462/9 gereği vesayet makamından (Sulh Hukuk Mahkemesi) hem de TMK m. 463/7 gereği denetim makamından (Asliye Hukuk Mahkemesi) izin alınması zorunludur.

Ancak Yargıtay, çifte izin (vesayet + denetim) şartına ilave olarak, uygulamada çok önemli bir ön koşulu ortaya koymaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/15517, K. 2012/25986, T. 01.11.2012: “…Ortak mirasbırakanın mirasçılarından biri aynı zamanda diğer mirasçının yasal temsilcisi ise, aralarında menfaat çatışması bulunduğundan, kayyım tayin edilmesi gerekirken, velayeten yapılan taksim sözleşmesi geçerli değildir…”

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/20545, K. 2014/2587, T. 18.02.2014: “İptali istenen miras taksim sözleşmesinde çocuk ile velisi arasında menfaat çatışması olduğu düşünüldüğünde, çocuğa TMK m. 426 uyarınca bir temsil kayyımı atanması gerektiği” vurgulanmıştır.

Dolayısıyla, vasi ile vesayet altındaki kişinin aynı mirasta pay sahibi olduğu tipik bir senaryoda (örneğin eşin vefatıyla sağ kalan eş ve çocuklar arasındaki taksim) izin süreci şu şekilde işler:

  1. Kayyım Atanması: Vasi, öncelikle vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) başvurarak, menfaat çatışması sebebiyle çocuğa bir temsil kayyımı atanmasını talep etmelidir.
  2. Sözleşmenin İmzalanması: Miras taksim sözleşmesi, çocuk adına vasi tarafından değil, atanan temsil kayyımı tarafından imzalanır.
  3. Vesayet Makamı İzni (TMK m. 462/9): Kayyım, imzalanan bu sözleşme için Sulh Hukuk Mahkemesinden izin alır.
  4. Denetim Makamı İzni (TMK m. 463/7): Sulh Hukuk Mahkemesinin izninin ardından, bu kez Asliye Hukuk Mahkemesinden denetim izni alınır.

Yargıtay içtihatları, vasi ve çocuğun birlikte mirasçı olması halinde işin başında bir temsil kayyımı atanması gerektiğini net olarak göstermektedir. Bu atama yapılmadığı takdirde, alınacak tüm mahkeme izinleri geçersiz olacaktır.

d. Terekede Elbirliği Mülkiyetinin Fiilen Devam Ediyor Olması

Miras taksim sözleşmesinin yegâne amacı elbirliği mülkiyetini tasfiye etmektir. Eğer mirasçılar, murisin vefatından sonra idari yoldan (Tapu Müdürlüğüne başvurarak) elbirliği mülkiyetini hisselerin belli olduğu “paylı mülkiyete” çevirmişlerse, o mallar artık miras hukuku bağlamında “tereke malı” statüsünden çıkar. Paylı mülkiyete geçildikten sonra, paydaşların (eski mirasçıların) kendi aralarında yapacakları adi yazılı sözleşme, mülkiyet devri için ifa kabiliyetini yitirir; zira paylı mülkiyette devir işlemleri TMK m. 706 gereği resmî şekle tabidir. Yargıtay 8. HD’nin (E. 2008/4683, K. 2008/5968) kararı, paylı mülkiyete geçişin taksim sözleşmesini hükümsüz bırakacağını netleştirmiştir.

3. Noter Düzenlemesi ve İmza Onayının Tapu İşlemlerindeki Rolü

Tapu Sicil Tüzüğü (TST) m. 16, 17 ve 20 hükümleri uyarınca, tapu sicilinde hak sahibi olan kişilerin yazılı istemi olmadıkça işlem yapılamaz. Miras taksim sözleşmesine dayanarak tescil işlemi yapılabilmesi için iki temel yöntem öngörülmüştür:

  • Mirasçıların Ortak Başvurusu:Adî yazılı taksim sözleşmesi ile tüm mirasçıların tapu müdürlüğünde hazır bulunarak tescil isteminde bulunmaları gerekir.
  • Tek Taraflı Tescil İstem Yetkisi:Tapu Sicil Tüzüğü m. 20/1-c bendi uyarınca, noterde “düzenleme şeklinde” yapılan bir miras taksim sözleşmesinde, metnin içinde açıkça “tescil yetkisi” bulunması hâlinde, mirasçılardan biri tek başına tapuya giderek kendi adına tescil talebinde bulunabilir. Tescil yetkisi metne yazılmamışsa, tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi zorunludur.

Mirasçıların kendi aralarında hazırladıkları adî yazılı sözleşmedeki tüm imzalar noter tarafından onaylanmışsa (imza tasdiki yapılmışsa), tapu müdürlüğü imzası onaylanan o mirasçıların tapuda bizzat hazır bulunmasını aramaz. İmzaların bir kısmı onaylanmış, bir kısmı onaylanmamışsa, imzaları onaylanmamış olanların istemi aranır.

V. SÖZLEŞMENİN HÜKÜM VE SONUÇLARI

Geçerli bir miras paylaşma sözleşmesi, tarafları (mirasçıları) bağlar ve şu temel hüküm ve sonuçları doğurur:

  • Elbirliği Mülkiyetinin Sona Ermesi:Sözleşmenin en temel sonucu, tereke üzerindeki elbirliği ortaklığının sona ermesidir.
  • Sözleşmenin Bağlayıcılığı:TMK m. 676/1 hükmü açıkça “paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar” demektedir. Bu, sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte hiçbir mirasçının tek taraflı irade beyanıyla cayma, dönme veya sözleşmeden rücu etme hakkının kalmadığı anlamına gelir (pacta sunt servanda – ahde vefa ilkesi).
  • Ferdî veya Paylı Mülkiyetin Kurulması:Sözleşme türüne göre, mallar ya doğrudan bir mirasçının ferdî mülkiyetine geçer ya da mirasçılar arasında paylı mülkiyet rejimi kurulur.
  • Borçlandırıcı ve Tasarruf İşlemi Niteliği:Sözleşme, taraflara belirlenen malların mülkiyetini devretme borcu yükler. Aynı zamanda, aksine bir düzenleme yoksa, sözleşmenin kurulmasıyla taşınır mallar için zilyetliğin devri, taşınmaz mallar için ise tescili isteme hakkı doğar.
  • Karşılıklı Garanti Yükümlülüğü (TMK m. 679-681):Aksi kararlaştırılmadıkça, mirasçılar, paylaşma sözleşmesi ile birbirlerine tahsis edilen mallar için, satım sözleşmesindeki gibi zapta karşı tekeffül ve ayıba karşı tekeffül hükümlerine tabidirler.
  • Paylaşmanın Geriye Etkili Olmaması:Miras paylaşma sözleşmesi, kural olarak ileriye etkilidir (ex nunc). Mirasın açıldığı ana kadar geriye yürümez. Ancak paylaşma, mirasçının terekeye dâhil bir malı, mirasın açıldığı andan itibaren kazanması sonucunu doğurur.

VI. MİRASÇILARIN BİRBİRLERİNE VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE KARŞI SORUMLULUKLARI

A. Mirasçıların Birbirlerine Karşı Sorumluluğu (İç İlişki)

Geçerli bir miras paylaşma sözleşmesi ifa edildikten sonra, mirasçıların birbirlerine karşı olan hukuki bağları hemen kopmaz. Kanun koyucu, güven ilkesi gereği mirasçıları birbirlerine karşı birer “satıcı” ve “kefil” gibi konumlandırmış ve çeşitli garanti (tekeffül) mekanizmaları öngörmüştür.

1. Zapta ve Ayıba Karşı Sorumluluk (TMK m. 679/1):

Paylaşma sonucu bir mirasçıya özgülenen malın, sonradan üçüncü bir kişinin üstün ayni hakkı nedeniyle mahkeme kararıyla elinden alınması (zapt) veya malda gizli bir kusur (ayıp) ortaya çıkması hâlinde, zarar gören mirasçı bedeli tek başına yüklenmez. Diğer mirasçılar, kendi miras payları oranında kusursuz olarak bu zarara katlanmak ve tazminat ödemekle yükümlüdürler

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2017/254, K. 2019/8793, T. 16.12.2019: “…Paylaşma sözleşmesi uyarınca bir mirasçıya özgülenen taşınmazın bir kısmının üçüncü kişi adına kayıtlı olduğunun anlaşılması hâlinde, diğer mirasçılar zapta karşı tekeffül hükümlerine göre, mahrum kalınan alanın değeriyle sorumlu olurlar…”

2. Alacakların Garanti Edilmesi (TMK m. 679/2):

Terekedeki bir alacak hakkı bir mirasçıya tahsis edilmişse, diğer mirasçılar bu alacağın gerçekte var olduğunu garanti ederler. Mirasçılar, borsaya kayıtlı olan kıymetli evrak dışında, alacağın mirasçının hakkına mahsup edilen miktarı için borçlunun ödeme gücünden adî kefil gibi sorumludurlar.

B. Mirasçıların Üçüncü Kişilere (Alacaklılara) Karşı Sorumluluğu (Dış İlişki)

Mirasbırakanın ölümüyle sadece aktifleri değil, borçları da mirasçılara intikal eder. Mirasçıların kendi aralarında tereke borçlarını nasıl paylaştırdıklarının veya hangi malı kime verdiklerinin, mirasbırakanın alacaklıları nezdinde hiçbir hukukî geçerliliği yoktur. TMK m. 599/2 hükmü gereğince mirasçılar, mirasbırakanın borçlarından kişisel malvarlıklarıyla ve müteselsilen (ortaklaşa ve zincirleme) sorumludurlar.

Taksim sözleşmesi yapılıp mallar dağıtıldıktan sonra dahi bu müteselsil sorumluluk devam eder. TMK m. 681 uyarınca, mirasın paylaşılmasından sonra mirasçılar, mirasbırakanın borçlarından dolayı alacaklılara karşı paylaşma tarihinden itibaren 5 yıl süreyle müteselsilen sorumlu kalmaya devam ederler.

Taksim sözleşmesinde ödenmesi kendisine yükletilmemiş olan bir tereke borcunu veya üzerine aldığı miktardan fazlasını ödeyen mirasçı, TMK m. 682 kapsamında diğer mirasçılara rücu edebilir. Rücu hakkı, ilk önce, ödenmiş olan borcu paylaşma sözleşmesiyle üstlenmiş bulunan mirasçıya karşı kullanılır. Diğer hâllerde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, mirasçılardan her biri terekedeki borçları miras payı oranında ödemekle yükümlüdür.

VII. ALACAKLILARDAN MAL KAÇIRMA VE TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

Türk Miras Hukukunda, miras taksim sözleşmesinde mirasın kanuni zümre paylarına göre matematiksel olarak eşit veya orantılı bölünmesi gerektiğine dair emredici hiçbir kural yoktur. Mirasçılar, irade özerkliği çerçevesinde mutlak eşitlikten tamamen uzak, fahiş oransız paylaşımlar dahi yapabilirler. (Y. 14. HD. 15.02.2008 T., E. 2008/1037, K. 2008/1731; Y.8.HD. 15.05.2014 T., E. 2013/13807, K. 2014/9745)

Ancak mirasçılardan birinin borçlu olması ve kendi alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla bilerek çok düşük değerli bir malı veya payı kabul etmesi durumunda, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 ve devamı maddeleri uyarınca “Tasarrufun İptali Davası” gündeme gelir.

Bu husustaki en çarpıcı ve derinlikli uyuşmazlık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.06.2015 tarihli, E. 2020/17-220, K. 2020/726 sayılı kararında ele alınmıştır. Kararda, borçlu mirasçı ile diğer mirasçılar arasında yapılan taksim sözleşmesinde, borçluya düşen pay ile diğerlerine düşen paylar arasında fahiş değer farkı bulunması ve yakın akrabalık nedeniyle diğer mirasçıların borçlunun durumunu bilmeleri hâlinde, İİK m. 278 uyarınca bu işlemin bağışlama hükmünde sayılacağı ve tasarrufun iptaline konu olabileceği vurgulanmıştır. Davaya konu maddi vakıanın kararın analizi şöyledir:

  • Maddi Vakıa: Davacı alacaklı İshak Sulhoğlu, borçlu davalı Mehmet S. hakkında Beyoğlu 2. İcra Dairesinin 2005/1.64 takip sayılı dosyası ile asıl alacak üzerinden icra takibi başlatmıştır. İcra dairesi tarafından, davalı borçluya babasından intikal edecek olan ve diğer davalı kardeşlerin de iştiraken malik olduğu Güngören ilçesindeki taşınmaza ihtiyati haciz şerhi işlenmiştir. Davalı mirasçılar, devam eden ortaklığın giderilmesi davaları sırasında kendi aralarında anlaşarak tarihli bir miras taksim sözleşmesi düzenlemişler ve bu sözleşmeye dayanarak kat irtifakı tesis etmişlerdir.
  • Fahiş Değer Farkı: Taksim neticesinde, bilirkişi raporuna göre gerçek piyasa değeri daha yüksek olan bağımsız bölümler diğer kardeşlere verilirken; borçlu Mehmet S.’ye gerçek değeri daha düşük olan bodrum kattaki dükkân tahsis edilmiştir. Değer farkına karşılık, denkleştirme bedeli (ivaz) olarak Mehmet S.’ye nakit ödeme yapıldığına dair dosyaya adi ödeme makbuzu sunulmuştur.
  • Özel Dairenin Yanılgısı ve YHGK’nın Hukuki Düzeltmesi: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ilk incelemesinde, TMK m. 676’ya dayanarak “rızai taksimde mutlak eşitlik şart değildir, paylaştırma gayesi ile yapılmıştır” diyerek sözleşmeyi geçerli saymış ve davanın reddini savunmuştur. Ancak direnme üzerine dosyayı inceleyen YHGK (K. 2020/726), önemli bir tespitle kararı bozmuştur. YHGK’nın çoğunluk ve muhalefet şerhi analizine göre; TMK m. 676’daki eşitlik aranmaz kuralı, miras taksiminin iptali davaları için geçerli olsa da İİK m. 278/3-2 emredici hükmü karşısında alacaklılara karşı ileri sürülemez. Borçlunun, kendi verdiği (vazgeçtiği) şeyin değerine kıyasla ivaz olarak “pek aşağı bir fiyatı” (fahiş nispetsizliği) kabul ettiği sözleşmeler kanunen bağışlama hükmündedir ve iptale tabidir. Fark bedeli (denkleştirme) olarak sunulan makbuz, haciz tarihinden sonra her zaman düzenlenebilecek nitelikte adi bir belge olup muvazaalı olma ihtimali yüksektir ve alacaklıya karşı delil teşkil etmez. Kardeşlerin yakın akraba olmaları hasebiyle borçlu Mehmet S.’nin borca batıklığını (izrar kastını) bilebilecek durumda olmaları ve taşınmazda haciz bulunması birleştiğinde; ortada geçerli bir paylaştırma gayesi değil, alacaklıdan mal kaçırma (muvazaa) iradesi olduğu tescillenmiştir.
  • Sonuç: Miras taksim sözleşmesi, tasarrufun iptali müessesesi gereğince alacaklının alacağıyla (ve ferileriyle) sınırlı olmak üzere iptal edilmiş ve alacaklıya taşınmazı haczettirip sattırma yetkisi tanınmıştır.

VIII. SÖZLEŞMENİN YERİNE GETİRİLMEMESİ: İFA DAVASI (TAPU İPTALİ VE TESCİL)

Sözleşmenin taraflarından biri, üzerine düşen yükümlülüğü (örneğin bir taşınmazın mülkiyetini devretme borcunu) yerine getirmezse, diğer tarafın başvurabileceği temel hukuki yol, miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır (veya taşınır mallar için ifa davası).

A. Görevli Mahkeme

Bu uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, HMK m. 2’deki genel kural gereği Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Bu uyuşmazlık TMK’dan kaynaklansa da özel olarak Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevine verilmemiştir (TMK’nın Sulh Hukuk’un görevlerini sayan maddelerinde paylaşma sözleşmesine ilişkin bir hüküm yoktur).

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/5856, K. 2020/5866, T. 27.10.2020: “…Dava, miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, bu tür davalarda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir…”

B. Yetkili Mahkeme

Taşınır Mallar: Dava konusu terekedeki taşınır malların (araç, bankadaki nakit vb.) ifa talebine ilişkin ise, HMK m. 11 uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.

Taşınmaz Mallar: Tapu iptali ve tescil istemi doğrudan taşınmazın aynına ilişkin bir aynî hak davası olduğundan, HMK m. 12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Terekede farklı şehirlerde birden fazla taşınmaz varsa, dava bunlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesinde tümü için açılabilir. Bu yetki kamu düzeninden olup, mirasçıların anlaşmasıyla değiştirilemez.

Yetki Çatışması Durumu:

Eğer davacı mirasçı mahkemeden sadece “Miras taksim sözleşmesi hile ile yapılmıştır, sözleşmenin geçersizliğinin tespitine ve iptaline karar verilsin” diyerek “sözleşmenin geçersizliğini” talep ediyorsa (henüz ortada bir mülkiyet uyuşmazlığı veya tescil talebi yoksa), bu dava miras hukukuna ilişkin bir talep olarak görülür ve HMK m. 11 uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde açılmalıdır.

Ancak, miras taksim sözleşmesine dayanılarak açıkça “Sözleşme gereği taşınmazın tapu kaydının davalı üzerinden iptaline ve benim adıma tesciline karar verilsin” şeklinde bir tapu iptali ve tescil talep ediliyorsa, davanın hukukî niteliği kökten değişir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ve diğer ilgili dairelerin istikrarlı uygulamalarına göre, mülkiyet hakkının devri ve tapu sicilinin değiştirilmesi talebi, doğrudan “aynî hak sahipliğinde değişikliğe yol açacak” niteliktedir. Bu nedenle, miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davaları, HMK m. 12 kapsamında değerlendirilerek sadece ve kesinlikle taşınmazın fiilen bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmak zorundadır.

Yetki kurallarının her ikisi de “kesin yetki” niteliğinde olduğundan, davanın yanlış yerde açılması hâlinde hâkim, davalının itirazını beklemeksizin davanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) yetkisizlik kararı vererek dosyayı taşınmazın bulunduğu yer mahkemesine göndermekle mükelleftir.

C. Davacı ve Davalı Sıfatları (Husumet)

  • Davacı: Sözleşme ile kendisine tereke mallarından bir pay özgülenen, ancak bu payı alamayan mirasçı veya mirasçılardır.
  • Davalı: Sözleşme hükümlerine aykırı davranarak tapuda devir vermekten imtina eden veya sözleşmeye aykırı olarak miras malını kendi üzerine veya üçüncü bir kişiye tescil ettiren diğer mirasçılardır. Dava, sadece ifa etmeyen mirasçıya karşı açılır; tüm mirasçıları davalı gösterme zorunluluğu yoktur. Zira ortada artık bir elbirliği ortaklığı değil, bireysel bir borç ilişkisi vardır.

Ancak, sözleşmenin iptali davası söz konusu ise (yokluk, butlan veya iptal edilebilirlik hâllerinde), tüm mirasçıların davaya dâhil edilmesi zorunludur.

Bu davalar mülkiyetin tescilini sağlayan Tapu Sicil Müdürlüğü’ne (idareye) karşı açılamaz. Tapu Müdürlüğüne husumet yöneltilmesi durumunda dava pasif husumet yokluğundan reddedilir.

Ç. Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davasıyla İlişki ve Bekletici Mesele

Uygulamada, taksim sözleşmesinden memnun kalmayan bir mirasçı, sözleşmeyi göz ardı ederek malların paraya çevrilmesi veya hâkimin aynen taksim kararı vermesi umuduyla Sulh Hukuk Mahkemesinde ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası açabilmektedir. Bu durum, Asliye Hukuk Mahkemesindeki tescil davası ile Sulh Hukuk Mahkemesindeki izale-i şuyu davasını karşı karşıya getirir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 17.01.2011 tarihli, E. 2010/9900, K. 2011/123 sayılı kararında belirtildiği üzere, elbirliği mülkiyetine konu mallarda ortaklar geçerli bir paylaşma sözleşmesi yapmışlarsa, bu sözleşme ile elbirliği hâline son vermiş olduklarından artık ortaklığın giderilmesi davası açamazlar.

Bu usulî çatışmayı çözen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.05.2013 tarihli, E. 2012/6-1512, K. 2013/704 sayılı kararına göre; Sulh Hukuk Mahkemesi hâkimi, önüne gelen ortaklığın giderilmesi davasında taraflardan birinin “aramızda geçerli bir taksim sözleşmesi var ve buna dayanarak Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptal davası açtım” şeklinde bir itiraz (taksim def’i) öne sürmesi hâlinde, Asliye Hukuk Mahkemesindeki bu tescil davasının sonucunu HMK m. 165 uyarınca “bekletici mesele” yapmak zorundadır. Asliye Hukuk Mahkemesi sözleşmeyi geçerli bulup tescile karar verirse, Sulh Hukuk Mahkemesindeki ortaklığın giderilmesi davası konusuz kalacaktır.

IX. GEÇERSİZLİK VE İPTAL SEBEPLERİ

A. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan)

Sözleşme baştan itibaren (ex tunc) hukukî varlık kazanamaz, “ölü doğar”. Hâkim bu durumu taraflar ileri sürmese dahi resen dikkate alır ve bu tür geçersizlikler zamanaşımına tabi değildir. Kesin hükümsüzlük sebepleri:

  • Tüm mirasçıların sözleşmeye taraf olmaması (mirasçı eksikliği)
  • Adî yazılı şekil şartına uyulmaması (tamamen sözlü anlaşma veya parmak izlerinin usulüne uygun onaylanmaması)
  • Vesayet altındaki kişiler veya küçükler için TMK m. 345 uyarınca menfaat çatışması hâllerinde temsil kayyımı atanmadan ve hâkim onayı alınmadan veli veya vasi tarafından imzalanması
  • Vasinin sulh hukuk mahkemesinden izin almadan sözleşme yapması (TMK m. 462/9)
  • Sözleşmenin emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine aykırı olması veya imkânsız bir konuyu içermesi (TMK m.27)
  • Mirasbırakanın hayatta olması (Muris hayattayken mirasçıların müstakbel payları üzerine yaptıkları sözleşmeler, murisin bizzat katılımı/izni yoksa kesin hükümsüzdür, TMK m. 678)

B. İptal Edilebilirlik (Nisbî Butlan)

Şeklen geçerli olarak kurulmuş ve tüm mirasçıların imzasını taşıyan bir sözleşme, taraflardan birinin iradesinin sakatlanmış olması durumunda iptal edilebilir. İptal davasını sadece sakatlanmış iradeye sahip taraf açabilir.

  • Hata (Yanılma): TBK m. 30-33
  • Hile (Aldatma): TBK m. 36-39
  • İkrah (Korkutma): TBK m. 36-39
  • Gabin (Aşırı Yararlanma): TBK m. 28. Bir mirasçının açıkça içinde bulunduğu zor durumdan (müzayaka), tecrübesizliğinden veya düşüncesizliğinden faydalanılarak aşırı orantısız bir paylaşım yapılması.
  • Muvazaa: Mirasçıların gerçekte miras bölüştürmek niyeti olmadığı hâlde, sırf alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla göstermelik bir taksim sözleşmesi yapmaları. Bu durumda alacaklılar, muvazaa veya tasarrufun iptali (İİK m. 277-285) davası açabilirler.

Önemli Hatırlatma: Mahkemelerde çok sık rastlanan bir iddia türü de miras taksim sözleşmesinde mirasın kanunî paylara göre matematiksel olarak eşit bölünmediği gerekçesiyle sözleşmenin iptalinin istenmesidir. Türk Miras Hukukunda “mirasın mirasçılar arasında mutlaka eşit veya yasal paylarla paylaştırılacağına” dair emredici bir kanun hükmü yoktur. Aksine, TMK m. 676, mirasçıların serbest iradesine (irade özerkliğine) büyük önem verir. Mirasçılar, herhangi bir irade sakatlığı (hile, gabin, ikrah) olmaksızın kendi özgür iradeleriyle, kanunî paylarından vazgeçerek mirasın eşitlikten tamamen uzak oranlarda paylaştırılmasını dahi özgürce kararlaştırabilirler. Sırf mirasın eşit paylaştırılmamış olması, tek başına bir iptal veya geçersizlik sebebi teşkil etmez.

X. MİRAS PAYLAŞMA SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ VE İFA İMKÂNSIZLIĞI

1. İfa:Sözleşmede belirlenen tüm yükümlülüklerin eksiksiz olarak yerine getirilmesi (tapu tescilleri, zilyetlik devri) ile sözleşme amacına ulaşır ve sona erer.

2. İkale (Bozma Sözleşmesi):Mirasçılar, aralarında yapacakları yeni bir sözleşme ile mevcut paylaşma sözleşmesini her zaman ortadan kaldırabilirler. İkale sözleşmesinin de en azından adî yazılı şekilde yapılması gerekir.

3. Bozucu Şartın Gerçekleşmesi: Sözleşmede bir bozucu şart öngörülmüşse, bu şartın gerçekleşmesiyle sözleşme kendiliğinden sona erer.

4. Elbirliği Mülkiyetinin Paylı Mülkiyete Dönüştürülmesi: En sık rastlanan hatalardan biri, miras taksim sözleşmesi yapıldıktan sonra, sözleşmenin tapudaki tescil işlemleri tamamlanmadan önce mirasçılar tarafından tapu müdürlüğüne başvurularak tereke üzerindeki mülkiyetin “paylı mülkiyete” çevrilmesidir. Mirasçılar, elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete dönüştürdükleri an, miras ortaklığı hukuken sona erer ve terekedeki mallar miras malı olmaktan çıkar. Bu aşamadan sonra yapılacak her türlü tasarruf, miras hukukuna değil, genel eşya hukuku kurallarına tabi olur. Paylı mülkiyete geçildikten sonra, daha önce yapılmış olan miras taksim sözleşmesi ifa kabiliyetini yitirerek hükümsüz kalır.

Bu hayatî kural, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2008 tarihli, E. 2008/4683, K. 2008/5968 sayılı kararında net bir biçimde hükme bağlanmıştır: “…Mahkemece, taksim sözleşmesinin gereği yerine getirilmeden davacıların tapuda elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete çevirmek suretiyle taşınmazları miras malı olmaktan çıkardıklarından taksim sözleşmesi hükümsüz kalmıştır.”

Dolayısıyla, mirasçılar arasında imzalanan taksim sözleşmesi uyarınca tapuda bireysel tesciller tamamlanmadan önce kesinlikle elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmemelidir.

5. Zımnî (Örtülü) Dönme: Eğer geçerli bir taksim sözleşmesi yapıldıktan sonra, tüm mirasçıların ortak katılımı ve rızası ile Tapu Sicil Müdürlüğü’ne gidilip, taşınmazlar üzerinde önceki taksim sözleşmesinden tamamen farklı yeni bir intikal/tescil işlemi gerçekleştirilirse veya terekedeki mallar sözleşmeye aykırı başka bir şekilde topluca tasarrufa konu edilirse, Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulaması uyarınca mirasçıların eylemli olarak (zımnen/örtülü şekilde) taksim sözleşmesinden dönmüş (vazgeçmiş) oldukları kabul edilir. Bu örtülü dönme eyleminden sonra eski defterler açılamaz; artık önceki taksim sözleşmesine dayanılarak geriye dönük hak iddia edilemez, tescile icbar veya tapu iptali istenemez.

6. Tarımsal Arazilerde Bölünme Sınırları ve İfa İmkansızlığı: 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri, tarım arazilerinin miras yoluyla bölünerek küçülmesini ve verimsizleşmesini engellemeye yönelik emredici kurallar barındırır. Miras taksim sözleşmesinde tarımsal nitelikteki taşınmazların fiziki olarak bölünmesi kararlaştırılmış olsa bile, bu bölüşüm 5403 sayılı Kanun’da öngörülen asgari tarımsal arazi büyüklüğü sınırlarının altına iniyorsa, tapu müdürlükleri tescil işlemini gerçekleştirmeyecektir. Bu durumda, sözleşme hukuken geçerli kurulmuş olsa dahi, kanuni engeller nedeniyle ifası imkânsız hale gelecektir.

7. Hukuki İmkânsızlık (Mevzuat Engeli):

Sözleşmenin ifasının, fiili (maddi) veya hukuki (mevzuat bakımından) imkânsız olması halinde, miras hukuku bakımından geçerli bir miras taksim sözleşmesi diğer emredici hukuk kuralları bakımından geçersiz olacak ve öğrenin sözleşme konusu taşınmazın Tapu Müdürlüğü nezdinde tescili mümkün olmayacaktır.

Paylaştırılmak istenen bağımsız bölümün hukuken hiç var olmaması maddi (fiili) imkansızlıktır. Bağımsız bölüm mevcut olsa bile, imar, kat mülkiyeti veya tapu mevzuatının emredici hükümlerine aykırılık hukukî imkansızlıktır.

Mirasbırakandan kalan bir arsa üzerinde fiilen 4 katlı bir bina inşa edilmiş olabilir. Ancak bu bina için resmi projeler çizdirilip, iskân alınıp tapuda kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmamışsa, o bina hukuken “yok” hükmündedir. Tapu kütüğünde taşınmazın cinsi hala “Arsa” veya “Tarla” olarak görünür (Toprak tapusu). Mirasçılar sözleşmeye “1 No’lu zemin kat daire Ahmet’e, 2 No’lu birinci kat daire Ayşe’ye verilecektir” yazar. Sözleşme tapu memurunun önüne geldiğinde tescil talebini reddeder. Çünkü tapu sicilinde 1 veya 2 numaralı bir “bağımsız bölüm” yoktur; sadece belirli bir metrekare arsa vardır. Tapu, var olmayan bir mülkün tescilini yapamaz.

XI. ZAMANAŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER

Zamanaşımı, miras taksim sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda en teknik ve sonuçları itibarıyla en kritik alandır. Burada üç farklı zaman aşımı/hak düşürücü süre rejimini birbirinden ayırmak gerekir.

A. Elbirliği Ortaklığı Devam Ederken Zamanaşımının İşlememesi

Mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti devam ettiği sürece, mirasın paylaşılmasını isteme hakkı (TMK m. 642) ve ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası açma hakkı hiçbir zamanaşımına veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Ortaklık devam ettiği sürece, bir mirasçının tereke malını tek başına ne kadar süreyle kullanırsa kullansın, diğer mirasçılara karşı kazandırıcı zamanaşımı iddiasında bulunması mümkün değildir. Bu husus, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.09.2005 – E. 2005/12632, K. 2005/12344 sayılı kararında net bir biçimde ifade edilmiştir: “Paylaştırma yapılıncaya kadar mirasçılar arasında zamanaşımı işlemez.”

B. Sözleşmeden Doğan İfa Taleplerinde Zamanaşımı

Geçerli bir miras paylaşma sözleşmesinden doğan ifa talepleri (tapu iptali ve tescil talepleri dâhil), TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Süre, talebin muaccel olduğu, yani kural olarak sözleşmenin yapıldığı andan itibaren işlemeye başlar.

Zilyetliğin Devri Halinde Zamanaşımının Durması (Yargıtay İstisnası):

10 yıllık zamanaşımı kuralı çok katı görünmekle birlikte, Yargıtay’ın TMK m. 2’deki dürüstlük kuralı çerçevesinde geliştirdiği önemli bir istisnası mevcuttur:

Şayet taksim sözleşmesine konu edilen gayrimenkulün fiilî kullanımı (zilyetliği), sözleşme uyarınca kendisine o pay özgülenen mirasçıya devredilmişse ve bu mirasçı gayrimenkulü davasız, aralıksız ve çekişmesiz biçimde elinde bulundurmaya devam ediyorsa, zilyetlik devam ettiği sürece 10 yıllık zamanaşımı süresi işlemez.

Bu istisnanın hukukî dayanağı, fiilen kendisine teslim edilen malı kullanan mirasçının, devir işleminin yapılacağına olan haklı inancıyla dava açmakta acele etmemesidir. Aradan 10 yıldan fazla zaman geçtikten sonra, tapuda hâlâ mülkiyet sahibi görünen diğer mirasçıların “artık zamanaşımı doldu, tapuyu vermiyoruz” şeklindeki savunmaları, hakkın kötüye kullanılması yasağına (TMK m. 2) girer.

Bu spesifik noktada birebir bir Yargıtay kararı bulunmamakla birlikte, Yargıtay’ın taşınmaz satış vaadi ve miras taksimine yönelik içtihatlarında (örneğin, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/8931, K. 2019/2688) kesin bir şekilde vurgulandığı üzere, zilyetlik devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlediğinden söz edilemez.

C. Garanti ve Kefalete Dayanan Taleplerde Zamanaşımı (1 Yıl)

Mirasçıların birbirlerine karşı TBK satım hükümlerine dayanan zapta, ayıba veya alacaklıya karşı ödeme gücüne yönelik garanti/kefaletten doğan sorumluluklarına dayanılarak açılacak rücu ve tazminat davaları; paylaşma tarihinden itibaren (eğer söz konusu borç daha ileri bir tarihte muaccel olacaksa muacceliyet tarihinden itibaren) 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m. 679/3). Bu süre oldukça kısadır ve pratik uyuşmazlıklarda sıkça hak kayıplarına yol açmaktadır.

Ç. Tereke Borçlarından Müteselsil Sorumlulukta Zamanaşımı (5 Yıl)

Terekenin üçüncü kişilere olan borçlarından dolayı mirasçıların müteselsil sorumluluğu ve birbirlerine karşı doğacak rücu davaları, paylaşmanın gerçekleştiği tarihten (veya borcun muacceliyetinden) itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir (TMK m. 681).

D. İptal Davalarında Hak Düşürücü Süreler

İrade sakatlığına dayalı iptal davalarında (hata, hile, ikrah, gabin), TBK m. 39 devreye girer:

  • 1 yıllık hak düşürücü süre: Yanılma veya aldatmanın öğrenildiği veya korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren
  • 5 yıllık hak düşürücü süre (gabinde 1 yıl): Her hâlükârda sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren (gabinde ise TBK m. 28 uyarınca 1 yıl içinde dava açılmalıdır)

E. Kesin Hükümsüzlükte Zamanaşımı Yoktur

Sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne (mutlak butlan) dayalı davalarda zamanaşımı söz konusu değildir; bu iddia her zaman ileri sürülebilir. Zira batıl bir işlem zamanın geçmesiyle geçerlilik (sıhhat) kazanamaz.

XII. TAPUYA TESCİL PROSEDÜRÜ

Miras taksim sözleşmesi, hukuki niteliği itibarıyla “borçlandırıcı bir işlem”dir. Bunun anlamı şudur: Sözleşmeye imza atıldığı anda, taşınmazların mülkiyeti kendiliğinden (otomatik olarak) karşı tarafa geçmez. Sözleşme, mirasçılara, anlaşılan şartlara uygun olarak taşınmazların tapuda devredilmesini (tescil edilmesini) talep etme hakkı (alacak hakkı) verir.

Paylaşımın tamamlanması ve ayni hakkın (mülkiyetin) tam olarak kazanılabilmesi için, sözleşmeye konu edilen her bir tereke unsuru için ayrı ayrı tasarruf işlemlerinin (ifa) yerine getirilmesi, yani taşınmazlar için Tapu Sicil Müdürlüğü nezdinde resmi tescil talebinde bulunulması zorunludur. Miras taksim sözleşmesi “borçlandırıcı işlem”dir; imzalandığı anda mülkiyet otomatik olarak geçmez. Sözleşme yalnızca tapuda devri talep etme hakkı (alacak hakkı) verir. Mülkiyetin kazanılması için tapuda resmi tescil zorunludur.

Tapuda Tescil İçin İzlenmesi Gereken Adımlar

  1. Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı):Sulh Hukuk Mahkemesi veya Noterden alınır; tüm mirasçı ve paylarını gösterir.
  2. Vergi İlişik Kesme:Tapu dairesi, Maliye’ye olan vergi borcu kapanmadan işlem yapmaz. Mirasbırakanın ölümünden itibaren yasal süresi içinde (Türkiye’de ölüm gerçekleşmişse 4 ay) ilgili Vergi Dairesine Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi verilmeli ve vergiler ödenerek veya muafiyet sınırında kalarak “İlişik Kesme Belgesi” (VİV yazısı) alınmalıdır.
  3. Rayiç Bedel Belgesi:Paylaşıma konu olan tüm taşınmazlar için, taşınmazın bulunduğu ilçe belediyesine gidilerek (veya e-belediye üzerinden) işlemin yapılacağı yıla ait Emlak Vergisi Rayiç Bedel belgeleri alınmalıdır. Belediyeden bu belgenin alınabilmesi için geçmiş yıllara ait hiçbir emlak vergisi, çevre temizlik vergisi borcu bulunmaması gerekir. Tapu harçları bu rayiç bedel üzerinden hesaplanacaktır.
  4. DASK Poliçesi:Sözleşmeye konu olan taşınmazlar mesken (konut, ev, daire) niteliğinde ise, tapu müdürlüğü güncel ve geçerli bir DASK poliçesi görmeden tescil işlemini onaylamaz. Poliçelerin adres ve UAVT (Ulusal Adres Veri Tabanı) kodlarının doğruluğu teyit edilmelidir.
  5. Web Tapu Başvurusu:Tüm evraklar (Sözleşme, Mirasçılık Belgesi, Rayiç, VİV yazısı, DASK, Kimlik belgeleri) e-Devlet kapısı entegrasyonu ile Web Tapu sistemine taranarak yüklenir. Tapu memuru evrakları dijital ortamda inceler, harçları mesaj yoluyla bildirir. Harçlar yatırıldıktan sonra taraflara SMS ile ıslak imza randevusu verilir.
  6. Tapu Sicili Tüzüğü’nün Şartları:
  • Tüzük m. 21/c uyarınca, mirasçıların tapuda doğrudan tescil talep edebilmesi için mutlaka noterde veya adi yazılı şekilde düzenlenmiş paylaşma sözleşmesi ibrazı şarttır. Sözlü anlaşma yeterli değildir.
  • Sözleşme metninde açıkça “tescil yetkisi” bulunması ve sözleşmenin noterde “düzenleme şeklinde” yapılan hâlinde ya da mirasçıların kendi aralarında hazırladıkları adî yazılı sözleşmedeki tüm imzalar noter tarafından onaylanmışsa (imza tasdiki yapılmışsa), mirasçılardan biri tek başına tapuya giderek kendi adına tescil talebinde bulunabilir. İmzaların bir kısmı onaylanmış, bir kısmı onaylanmamışsa, imzaları onaylanmamış olanların tapuda bizzat hazır bulunması ve istemi aranır.

XIII. SİSTEMATİK YER VE BENZER KURUMLARLA KARŞILAŞTIRMA

Miras paylaşım sözleşmeleri, Türk Medeni Kanunu’nun Üçüncü Kitabı olan Miras Hukuku çerçevesinde, Mirasın Geçmesi başlıklı İkinci Kısmın, Mirasın Paylaşılması başlıklı Üçüncü Bölümünde düzenlenmiştir. Bu sistematik konumlandırma son derece bilinçlidir; zira paylaşım, miras hukukunun son durağı, terekenin akıbetinin bağlandığı nihai aşamadır.

TMK m. 676, “Mirasın Paylaşılması” ana başlığı altında, “Paylaşma Sözleşmesi” kenar başlığı ile düzenlenmiştir. Sistemdeki yeri şu şekildedir:

  • TMK m. 676: Paylaşma Sözleşmesi (Mirasçıların kendi aralarında yaptıkları, genel hüküm ve paylı mülkiyete dönüştürme)
  • TMK m. 677: Miras Payının Devri Sözleşmesi (Bir mirasçının, terekedeki tüm hak ve borçlarıyla birlikte miras payını diğer bir mirasçıya veya üçüncü kişiye devri)
  • TMK m. 678: Mirasın Açılmasından Önceki Sözleşmeler (Mirasbırakan henüz hayattayken beklenen miras hakkı üzerinde yapılan devir veya feragat taahhüdü)
  • TMK m. 528: Mirastan Feragat Sözleşmesi (mirasbırakanın sağlığında, mirasçının ilerideki miras hakkından vazgeçmesi)

Sayılan mirasın paylaşılması türleri, uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan ancak kurucu unsurları ve şekil şartları tamamen farklı olan kurumlardır. Bu kurumların hukukî mahiyetlerinin netleştirilmesi, açılacak iptal ve tescil davalarının usul ve esasını doğrudan etkilemektedir. (Bakınız: Ayrıntılı Karşılaştırma Tablosu)

XIV. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

TMK m. 676’da vücut bulan miras paylaşma (taksim) sözleşmesi; mirasbırakanın vefatı ile başlayan ve çoğu zaman nesiller boyu süren elbirliği mülkiyeti kilitlenmesini, yargısal tasfiyenin ağır maliyetlerine katlanmaksızın çözen en temel ve işlevsel özel hukuk müessesesidir.

Kanun koyucu, eşya hukukumuzun omurgasını oluşturan ve gayrimenkul devirlerinde mutlak olan resmî şekil kuralını (TMK m. 706, TBK m. 237), mirasın tasfiyesinde usul ekonomisi sağlamak maksadıyla delerek, yalnızca bu kuruma özgü olmak üzere “adi yazılı” şekle indirgemiştir. Bu büyük hukuki istisna, YİBBGK’nın 1952 tarihli kararı ile çelikten bir zırha bürünmüştür. Eşzamanlı olarak, taşınır mallar ve tapusuz taşınmazlar için hiçbir şekle tabi olmayan “elden paylaşma (fiili taksim)”, borçlandırıcı işlem ile tasarruf işleminin birleştiği tam geçerli bir ayni devir müessesesi olarak varlığını sürdürmektedir.

Ancak bu usulî esneklikler, sözleşmenin kuruluş aşamasında sıfır hata toleransı gerektirir. Sözleşmeye bir yasal mirasçının bile katılmaması veya menfaat çatışması (TMK m. 345) bulunan hâllerde Sulh Hukuk Mahkemesinden temsil kayyımı atanmaması, sözleşmeyi doğrudan mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) girdabına çeker. İİK bağlamında, YHGK’nın 2020/726 sayılı kararında teyit edildiği üzere, miras taksimindeki mutlak serbesti ve eşitsizlik ihtimali, alacaklılardan mal kaçırma (muvazaa) kastıyla birleştiğinde tasarrufun iptali davasıyla etkisiz kılınmaktadır.

Sonuç itibarıyla; TMK m. 676’da vücut bulan miras paylaşma (taksim) sözleşmesi, hem maddî hukukun (eşya ve miras hukuku) hem de usul hukukunun iç içe geçtiği, oldukça pratik ve işlevsel, ancak şekil, katılım şartları ve zamanlaması (elbirliği mülkiyeti şartı) bakımından son derece katı sınırlara sahip bir müessesedir.

Miras paylaşma sözleşmesi, tüm bu hukukî rejim çerçevesinde, mirasçıların iradelerine üstünlük tanıyan ve miras ortaklığının sulhen ve hızlı bir şekilde tasfiyesine hizmet eden temel bir kurumdur. Ancak, sözleşmenin geçerliliği için gerekli olan tüm mirasçıların katılımı, yazılı şekil, ehliyet ve temsil kurallarına riayet edilmesi, aksi takdirde sözleşmenin kesin hükümsüzlük veya iptal edilebilirlik yaptırımıyla karşılaşacağı unutulmamalıdır.

Av. Arb. Zekeriya Yılmaz

Bu sayfayı paylaş