DÜĞÜNDE TAKILAN ZİYNET EŞYASI, HER KOŞULDA KADINA MI AİTTİR?
Türkçe’de daha çok “süs” anlamıyla kullanılan ziynet (zînet) Arapça kökenli bir kelime olup “bir şeyi takıyla, elbiseyle veya şekil verme yoluyla güzelleştirmek” demektir.
Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529).
Hukukî bağlamda, “düğünde, geline ve/veya damada hediye olarak takılan bilezik, kolye, çeyre-tam altın, kolye, gerdanlık, küpe, yüzük, bileklik vb. her türlü süs eşyası cinsinden takıları” ziynet eşyası olarak kabul edebiliriz.
Mevzuatımızda, düğün esnasında hediye olarak takılan ziynet eşyası ile para ve parasal değeri olan sair eşyanın kime ait olduğu hususunda yazılı bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu hususta çıkacak uyuşmazlıklara örf ve adet hukuku uygulanmaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik hale gelmiş uygulamasına göre;
Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilmektedir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paralar da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına aittir.
Düğünde takılan para ve ziynet eşyasının, “her hâlükârda koşulsuz olarak kadına ait olduğu” yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır.
Oysa bu yönde verilmiş olan herhangi bir Yargıtay kararı yoktur.
Tüm kararlarda; “taraflar arasında aksine bir anlaşma” ya da “örf ve adet kuralı” olmadığı takdirde, “kim tarafından kime takıldığına bakılmadan”, düğünde takılan takıların (ziynet eşyası ya da para) kadına ait olduğu, karine olarak kabul edildiği, vurgulanmıştır.
Dolayısıyla;
- Taraflar kendi aralarında, düğünde takılan takıların kime ait olacağı hususunda önceden anlaşabilirler.
- Şayet, düğünde takılan takıların, erkeğe ait olduğu ya da kime takılmışsa ona ait olduğu yününde geçerli bir örf, adet kuralı varsa ve bu husus takıların kadına ait olduğu yönündeki fiili karineyi aşacak düzeyde ispat edilirse, bu da geçerlidir.
Ziynet eşyaları; rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardan olduğu için ziynet eşyalarında olağan olan, bu eşyaların kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Kaldı ki; hayat deneyimlerine göre de olağan olan bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanarak muhafaza edilmesidir. Bunların erkeğin zilyetlik ve korunmasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir.
Diğer taraftan erkek, ziynetlerin varlığını kabul etmişse artık bu ziynetleri hangi amaçla ve ihtiyaç için kullanırsa kullansın artık ispat külfeti tersine dönmüştür ve “ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alana iade etmekle” yükümlüdür.
Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları:
- YHGK Esas:2004-4-249 Karar:2004-247 Karar Tarihi:05.05.2004
- YHGK Esas:2017-3-1038 Karar:2021-458 Karar Tarihi:13.04.2021
- YHGK Esas:2021-650 Karar:2023-76 Karar Tarihi:15.02.2023
- YHGK Esas:2017-2-2065 Karar:2020-46 Karar Tarihi:23.01.2020
- YHGK Esas:2017-3-1040 Karar:2020-240 Karar Tarihi:04.03.2020
Av. Zekeriya YILMAZ